İletişiyorum O Halde Varım! 3 4

İletişiyorum O Halde Varım!

İletişim sosyal bir süreçtir. Bizim kendi kendimize yaptığımız davranışlar (düşüncelerimiz, tutumlarımız) bile köken itibariyle sosyaldir. İletişim bir alış veriştir, bireylerin duyguları ve düşüncelerinin karşılıklı (insandan insana)  ya da tek taraflı (televizyon, dergi, kitap gibi yayımcı kaynak yoluyla)  aktarımıdır. Toplumsal varoluşun temel nedeni bir arada olmak değil, bir arada olunmasa bile benzer duygu ve düşüncelere sahip olmak, aynı kültürü ortak bir aitliği kimliği taşımaktır. Kimlik duygusu iletişim yoluyla oluşur. 

İletişimin mutlaka sözel olması da gerekmez. Beden dilimiz aktarımlarımızda çoğu zaman söylediklerimizi tamamlar niteliktedir. Hatta bazen dille ifade edilenlerin önüne bile geçebilir. Çoğu zaman resmi bir söylemimiz varsa onu mutlaka yazılı olarak ifade etmemiz gerekir. O halde iletişim çok temel olarak üç türlüdür: 1- sözlü iletişim 2- yazılı iletişim 3- beden dili  ( hareketlerle anlatım). 

Sözlü iletişim, benim ötekiyle buluşmamdır. Ötekinin bana ulaşmasıdır. Kendimi başkasına açmamdır. Derdimi, isteğimi, düşündüklerimi, sevincimi, kızgınlığımı söylememdir. Ataların sözlerinde “tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” ya da “ağzından zehir saçıyor” , “ağzından çıkanı kulağı duymuyor”, “özü sözü bir olmak” gibi deyimler sözün önemini gösterir. 

Yazılı iletişim, duygu ve düşüncelerimizin sembollerle herhangi bir zemin üzerinde gösterilmesidir. Semboller, yani harfler onların bir araya gelerek oluşturdukları heceler, kelimeler ve tamamlanmış ifadeler olan cümleler ve bunların sistemli bulunuşları yazılı iletişimin içerikleridir. Tarih yazıyla başlamıştır. Geçmişimizi tarihle biliriz geleceğimizi tarihle kurarız. Tarihe ışık tutan belgeler ve resmi kayda geçecek yazılar yanında duygularımızı sözlü ifade etmekten “söylemekten” kaçınıyorsak yine yazarız. Genç bir delikanlının gönlünü kaptırdığı genç kızın karşısına çıkıp içinden geçenleri söylemek zor olduğunda, reddedilmekten korktuğunda yazmayı tercih eder. Yazılanlar söylenenlerden daha kalıcıdır. “ Söz uçar yazı kalır” atasözünde olduğu gibi geçmişe dönüp baktığımızda bugüne kadar ulaşan bilgiler yazılı olanlardır. Bir de toplumlarda bazı yazılı ortak işaretler vardır ki (hava alanlarında telefonu, tuvaleti vb. gösteren işaretler) bunlar farklı dili konuşanlar arasında bile kolayca anlaşılabilir, farklı toplumdan, farklı dilden, farklı kültürden olmak sorun değildir.

Bildiğimiz sözün ve yazının yetmediği ve geçmediği zamanlarda ya da sözün yanında sözümüzü güçlendirmek için beden dili ile derdimizi anlatırız. El kol hareketlerimizi devreye sokarız. Konuşmak istemediğimiz zaman belli sözcükleri beden dilimizle anlatırız. Beden dili bazen tamamlayıcı bazen de esas bilgiyi karşı tarafa ulaştırandır. Çocukken babamın “kaşlarını çatması” kızdığını anlamam için yeterdi. Sınıfta konuşma aratınca öğretmen derse devam eder fakat sesini yükselterek konuşurdu. Psikoloji biliminin insan davranışları üzerine araştırmalarında da beden dili üzerine çalışmalar yapılmaktadır. Sosyal ortamlarda kişinin beden dili, kendini ortaya ne türlü koyduğuna ilişkin ipuçları olarak değerlendirilir.   

Dünya artık her bir noktasıyla haberleşilebilir ya da “iletişilebilir” hale gelmiştir. Birbirinden çok uzak yerlerde yaşayan insanların bile heberleşebildiği teknoloji sayesinde ve birbirini görebildiği donanımların gelişmesi yoluyla ya da geniş anlamıyla küreselleşme ile kültürler, diller, insanlar dünyaya açılmıştır. Herkes birbirinin yediği, içtiği, konuştuğu, giydiği, kullandığı ne varsa bilir hale gelmiştir. Dünyanın bir ucunda üretilenler öbür ucunda tüketilmektedir. 

Artık iletişim bir başka insana açılmaktan öte, dünyaya açılmak olmuştur.

Yazar : Ayşe CANATAN

Facebookda Paylaş

Diğer Pazarlama Konuları